Kapadokya'da Bir Sabah
Saat beşte uyandım. Dışarısı henüz karanlıktı ama uzaktan bir uğultu duyuluyordu — balonların yakıtları ısınıyordu. Mağara otelin küçük terasına çıktığımda, Göreme vadisi henüz uyuyordu.
İlk ışıklar doğudan süzüldüğünde, manzara bir tabloya dönüştü. Peri bacaları — binlerce yıllık erozyonun oyduğu bu tuhaf kayalar — şafağın pembe ışığında yavaş yavaş beliriyordu. Sanki toprak, gökyüzüne uzanmak için parmaklarını kaldırmıştı.
Sonra balonlar yükselmeye başladı. Önce biri, sonra beşi, sonra yirmisi, sonra sayamadığım kadar. Rengârenk, devasa, sessiz — gökyüzünde dans eden jellyfish'ler gibi. Her biri bir sepet dolusu insanı taşıyordu, ama aşağıdan bakınca küçücük noktalar gibi görünüyorlardı.
Kapadokya'yı özel kılan sadece manzarası değil. Bu topraklar binlerce yıllık tarihin, kültürlerin, inançların izini taşıyor. Hititler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular — hepsi bu vadilerde yaşamış, bu kayalara sığınmış, bu toprağa hikâyelerini bırakmış.
Güneş tamamen doğduğunda, çayımı son yudumladım. Balonlar artık küçük noktalar olmuştu gökyüzünde. Ve ben, bu kadim toprağın üzerinde, zamanın dışında bir an yaşamıştım.
Yorumlar 15
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.