Son Tren
Peronda bekleyen yaşlı adam, son treni kaçırırsa hayatının en büyük fırsatını da kaçıracaktı.
İstasyon saati gece yarısını gösteriyordu. Peronda tek başına duran yaşlı adam, elindeki solmuş fotoğrafa bir kez daha baktı. Fotoğraftaki genç kadın gülümsüyordu — kırk yıl önceki o gülümseme, hiç solmamıştı.
«Son tren on dakika sonra,» dedi istasyon görevlisi, yanından geçerken. Yaşlı adam başıyla onayladı. Bavulu küçüktü, tıpkı kalan ömrü gibi. Ama içinde taşıdığı umut, gençlik yıllarından bile büyüktü.
Kırk yıl önce bu istasyonda vedalaşmışlardı. «Geri döneceğim,» demişti genç kadın. Ama hayat araya girmişti — savaşlar, mesafeler, yanlış anlamalar. Ve şimdi, bir mektup gelmişti: «Hâlâ bekliyorum.»
Tren ışıkları uzaktan göründüğünde, yaşlı adam ayağa kalktı. Bacakları titriyordu ama kalbi sağlamdı. Trene binerken fotoğrafa son bir kez baktı ve gülümsedi.
«Geç kaldım,» diye fısıldadı. «Ama geldim.»
Tren hareket ettiğinde, istasyondaki saat gece yarısını bir dakika geçiyordu. Yeni bir gün başlıyordu — ve onunla birlikte, yeni bir hikâye.
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.